KUDÜS'TE BİR GEZİ ANISI

KUTSAL ALAN HAREM -İ ŞERİF

Ayşegül Taştaban

Duvarın bulunduğu alanın üzerinde kuş olup uçsanız arkada hemen Kubbet-üs Sahra’nın altın Kubbesini görebileceksiniz.
Ben uçmak yerine arap mahallesinden geçerek Müslümanlar için kutsal olan bu mekana yürüyorum .Yollar düzensiz ve pis, güzel bir Osmanlı sebili bakımsızlıktan tanınmaz halde.Sokağın sonunda bir de İsrail karakolu yer alıyor.Harem-i Şerif’in kapısında
Filistinli müslümanlar özellikle Türk olduğumu anlayıp bu ne biçim müslüman giyimi bakışı attıktan sonra giyim kuşamıma çeki düzen vermemi istiyorlar. Hemen oradaki mağazadan (ben ona kadrolu mağaza adını taktım ) uzun bir etek kiralayıp biraz daha fazla müslümana benzemek için giydim, eşarbımı da sıkı sıkı bağladıktan sonra kelime-i şahadet getirmem talep edilmeden içeri girdim.

Merdivenlerden hemen çıkışta Kübbet-üs Sahra tüm görkemiyle beni karşıladı. Müslümanların ilk kıblesi Kudüsteki( El Kuds=kutsal)) en uzak mescit anlamındaki Mescid-i Aksa’nın da bulunduğu Harem-i Şerif içime huzur verdi.
 

691 Senesinde Emevi Halifesi Abdülmelik , Hz. Muhammed'in miraç esnasında atı Burak'a binerken ayağını basmış olduğu varsayılan taş üzerine Kübbet-üs Sahra adı verilen binayı yaptırmıştır. Miraç hadisenin gerçekleştiği düşünülen Muallâk Taşı Kubbet-üs Sahranın altında diğer kutsal eşyalarla birlikte korunmakta ve Müslümanlar için önemli ziyaret yeri özelliğini taşımaktadır. Aynı zamanda Hz. Davut’un Tanrı’ya burada dua ettiği, Nuh’un tufandan sonra gemisinin bu taşın üzerine oturduğu,İsrafil’in keçi boynuzundan yapılan şofarı son kez bu taşın üzerinde üfleyeceği gibi rivayetlerde var.

Yahudi inancına göre Mescid-i Aksa ,Süleyman Tapınağı’nın üzerinde bulunmaktadır.

144 dönümlük Harem-i Şerif alanının hemen sağında ecdat yadigarı olan açık namazgah ve mermer mimber Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden. Avlunun sonundaki kemerlerle birbirine bağlı sütünlara Muvazin (Teraziler) deniliyor ve mahşer günü her şeyin burada adalet terzisine vurulacağına inanılıyor.

Böylesine kutsal olan mekanda insan nefes almaya bile çekiniyor.
Kubbet-üs Sahra’nın giriş kapısı üzerinde ve etrafında yer alan , 1929 lerde Mimar Kemalettin tarafından çoğu yenilenen çinilerin yapımı Kanuni zamanında İznik’ten gönderilen çini ustaları tarafından Kudüste gerçekleştirilmiş.

Olabildiğince fotoğraf çekiyorum.Her kare çok değerli. Kuran kursundan çıkıp namaz
kılmak için camiye gelen siyah pardesülü beyaz baş örtülü genç kızlar bu mistik alanda
resim için iyi bir fon oluşturuyor. Sessizce namazlarını kılıp dershanelerine dönüyorlar.


Kutsal mekandan çıktığımda acıktığımı hissedip arap çarşısı içindeki Şükrü’nün
halk tipi lokantasına gidiyorum.Tahta masalara açılan servislere hemen falafel,
humus, çorba, ezme ve lavaj ekmek geliyor. Lokantanın temizliğine bakmadan gelen
nefis tatlara yumuluyorum.

ÇİLE YOLU VİA DOLOROSA

Lokantadan çıktıktan sonra İsa’nın çarmıhını sırtında taşıyarak yürüdüğü yol Via Dolorosa’ya (Çile yolu) giriyorum. Mel Gibbson’un İsa’nın çilesi filminde en uzun ve en kanlı sahnenin geçtiği bölüm bu yolda yürüyüş sahnesi idi.

İsa’nın haçı taşırken zaman zaman yere düştüğü noktalara istasyon adı verilmiş ve
üzerlerine kiliseler inşa edilmiş Hristiyanlar için önemli haç yerlerinden biri olan Via Dolorosa’da 9 , Kutsal Kabir kilisesi içinde 5 adet olmak üzere toplam 14 istasyon bulunuyor.

Her Cuma günü Fransisken rahipleri İsa’nın çektiği acıyı aynen yaşamaya çalışarak
bu yolu yürüyorlar.Onları bilmem ama Hz. İsa bugün bu yoldan geçse çok şaşırırdı


Kurulan tezgahlar üzerinde dansöz kıyafetlerinin yanı sıra , 7 kollu şamdanlar (Menorah), adak mumları,hac eşyaları satan dükkanlar, özellikle İsa’yı haçını taşırken gösteren resimler kısacası çilenin ticarete dökülmesi beni bile şaşırttı.Yinede İsa’nın çilesini hissetmeye çalışarak yolu yürüyorum.Tepeye ulaştığımda belki de Kudüsteki en fakir ama en özgün kilise olan Habeş (Etopya) Katolik Kilisesine ulaşıyorum. Birkaç Habeşli rahip bir köşede koyu sohbete dalmışlar, fotoğraf çektiğimi görünce poz veriyorlar.

Habeş Kilisesi’nin içinden bu defa başka bir kutsal mekana Kutsal Kabir Kilisesi’ne giriyorum. Avluda bir köşede grup halindeki rahip adayları hocalarının
anlattıklarını dikkatle dinliyor, başka bir köşede Rusya’dan gelen
kadın hacıların ilahi okumaları, başka bir köşede rahibin ettiği duayı tekrarlayan
Amerikalı grubun seslerine karışıyor.

Kilisenin ilk girişinde Hz. İsa’nın çarmıhtan indirilip yıkandığı varsayılan taşın etrafı iğne atılsa yere düşmeyecek şekilde kalabalık. Taşı öpenler, ağlayanlar, getirdikleri suları, tespihleri, kutsal kitapları taşa sürerek İsa’dan mucize almaya çalışanlar adeta transa geçmiş durumdalar.

Onları rahatsız etmeden Kutsal Kabir sırasına giriyorum. İçeriye 6’lı gruplar halinde alıyorlar.5 Hristiyana karşılık 1 müsliman ben, karanlık dehlizden geçerek birkaç basamak aşağıdaki ufak mekana indik. Camlı bir bölme içinde ne olduğunu görmek olanaksız, ben bir mum yaktım, diğerleri dua ettiler.Mezarın üzeri 19.yy’a ait dev bir mezar taşıyla kaplı.Geri çıktığımızda 5 Hristiyan ellerinde bulunan bir düzine mumu orada bulunan kandilde yakıp hemen söndürerek yanlarına aldılar yani mumlarını kutsadılar. Ne ritueller var …
.
Kutsal Kabir’in hemen arkasındaki Süryanilere ait bir bölümden geçerek dışarı çıkarak yoluma devam ettim .Hedef Sion Dağı’ndaki Hz. İsa’nın son yemeğini yediği varsayılan Levi’nin evi yerine yapılan Dormitory Kilisesi .Resim çektirenler,ağlayanlar, yine gruplar halinde ilahiler okuyanlar kilisenin içinde keşmekeşlik yaratıyor. Gözümün önüne bir türlü 12 havariyi , uzun yemek masasını, İsa’yı ihbar edecek olan sırtı masaya dönük oturan Yuda’yı (Yahuda) kısacası Leonardo da Vinci’nin son akşam yemeği tablosu ile Tiziano’nun ele verme sahnesi tablosunu getiremiyorum.

Kilisenin bitişiğinde bu defa Yahudilerin önemli mekanı Hz. Davut’un kabrine yöneliyorum. Kadınlar, erkekler ayrı bölümlerden geçerek floresan ışığı altındaki
kabre dokunuyor, dua ediyor.Aklıma Hz. Mevlanın güzel türbesi geliyor.
Konya’daki mistik havayı burada bulamamanın şaşkınlığını yaşıyorum.

Bu kadar hac ziyareti yeter deyip kendimi farklı mahallelere atıyorum.Hristiyan mahallesindeki evler hızla Yahudilere satılmaya devam ediliyor yakında yanındaki
Yahudi mahallesi ile birleşecekler.

Kudüs’ün gecesini de yaşamak gerek.Şehir ışıl ışıl. Binalarda kullanılan beyaz Kudüs taşı ışıklandırıldığı zaman şehre ayrı hava katıyor. Ağlama duvarı da turuncu renkle ışıklandırılıyor.Gündüz ki kadar ziyaretçisi olmasada Hassidiler sanki gece ibadeti zorunluymuş gibi tam kadro burada. Galiba dikkat çekmeden rahat rahat dua etmek istiyorlar.

 

 

 

 

 

ANA SAYFA